Domuz Gribi, namıdiğer H1N1
Yıl geçmiyor ki yeni ve ölümcül bir hastalık çıkmasın. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Kuş Gribi, şimdi de Domuz Gribi.
Ekonomik ve sosyal olumsuzluklar yetmezmiş gibi bir de ölümcül hastalıklara yakalanma korkusu içerisinde, fobik bir yaşam sürer olduk vesselam.
Globalleşen dünyada, bir kez daha yabancı ülkelerin derdi yine bizi gerdi diye ifade edilebilecek bu hastalık, ilk defa Meksika ve Amerika'da görülmüş. Virüse bu adın verilmesinin nedeni ise domuz gribine benzerlik göstermesiymiş. İşin garibi virüs, insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımı niteliğindeymiş.
Ortaya çıkış sebebi ister özel üretim bir virüs oluşu, isterse insanın düzenini bozduğu doğanın, insandan intikamını alması olsun, kimse böyle bir illete yakalanmak istemez.
Yakalanmayı istememekle yakalanılmayacak bir hastalık olsa ne ala; fakat deve kuşu sendromu ile bu hastalıktan korunamayız.
İş, okul ve aile ortamı içerisinde yaşayan, sosyal bir varlık olan insanın, hastalığa yakalanma korkusuyla asosyalleşerek inzivaya çekilmesi ve evde manastır hayatı yaşaması mümkün olmadığına göre, yeni ortaya çıkan bu viral rahatsızlığa karşı ne gibi tedbirler alınması gerektiğini öğrenmekten başka çaresi kalmıyor sanırım.
Bu konuda ilk olarak, domuz gribi namıdiğer H1N1'in ne olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bilelim ki ona göre tedbir alalım, değil mi ama...
Domuz gribinin belirtileri tıpkı insanda görülen grip belirtileri gibi.
Ateş, öksürük, boğaz ağrısı, yaygın vücut ağrısı, baş ağrısı, üşüme ve yorgunluk bazen de kusma ve ishal.
İnsandan insana, mevsimsel griple aynı şekilde öksürük ve hapşırma yoluyla bulaşıyor. Grip virüsü bulaşan bir yere dokunulduktan sonra eller; ağız, göz ve buruna götürüldüğünde de bulaşabiliyor. O yüzden hasta bir kişinin dokunduğu yüzeylere dokunmamak ve dokunulduysa da elleri bol su ve sabunla dezenfekte etmek gerekiyor. Hoş, malum yüzeye hasta bir kişinin dokunup dokunmadığını bilemeyeceğimize göre, ellerin hijyenine her zamankinden daha fazla dikkat etmek gerekiyor demek daha gerçekçi olur sanırım.
Hastalığa yakalanan kişiler hastalığın belirtilerinin görünmesinden bir gün önce ve yedi gün sonrasına kadar hastalığı bulaştırabiliyorlar.
Neyse ki, bu hastalığın tedavisinde ve korunmasında doktor kontrolünde kullanılabilecek ilaçlar mevcut; fakat bu ilaçları doktor önermedikçe ve reçetesiz kullanmamak gerekiyor.
Erişkinlerde acil müdahale gerektiren belirtiler; "nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, sık ve uzun süreli kusma" iken, çocuklarda bu belirtiler; "hızlı veya zor nefes alma, vücutta solgunluk veya morarma, beslenememe, uyarılara cevapta azalma ve uykuya meyil, huzursuzluk ve ateşle beraber döküntü" görülmesidir.
Hastalık belirtilerinizden şüphelendiğinizde evden dışarı çıkmayarak, 112' yi aramanız ve sağlık ekiplerinin gelmesini beklemeniz gerekiyor. Aksi halde, hastalığı daha fazla kişiye bulaştırmanız içten bile değil.
LÜTFEN...
- Öksürüp aksırırken ağzımızı ve burnumuzu tek kullanımlık bir mendille kapatalım. Sonra da bu mendili çöp kutusuna atalım.
- Ellerimizi bol su ve sabunla yıkayalım. Alkol içeren antiseptiklerde, hijyen sağlamada yararlı olacaktır.
- Kirli ellerimizle gözlerimize, ağız ve burnumuza dokunmayalım.
- Eğer hastalığa yakalanırsak, belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ve hatta hastalığın geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat edelim.
- Hastalığı bulaştırmamak için çevremizdekilerden uzak duralım.
- Bulunduğumuz mekanı sık sık havalandıralım.
Konuyla ilgili olarak, Uzman TV eğitsel video içeriğinde neler mi var? Buyrun tıklayın...
1.DOMUZ GRİBİ NASIL TEŞHİS EDİLİR?
2.DOMUZ GRİBİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?
3.DOMUZ GRİBİ ÖLDÜRÜCÜ MÜDÜR?
4.DOMUZ GRİBİNDEN KORUNMAK İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?
5.SIK SEYEHAT EDEN KİŞİLER DOMUZ GRİBİNDEN KORUNMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİ?
Şimdi de Sağlık Bakanlığı'nın hazırlatmış olduğu, domuz gribinden korunmak elimizde adlı videoyu izleyelim.
Yazılı ve görsel içerik için http://www.grip.saglik.gov.tr sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Unutmayın, virüsten korunmak elimizde...
(12) Yorum yaz! Bağlantı
Mimlenmişim...

Bugün, değerli blogcu dostum Ferzan tarafından mimlendiğimi öğrendim. Madem mimlendik, hakkını verelim o halde...
Mimimiz şöyle...
1. En sevdiğiniz 3 çiçek ismi:
Gül, sümbül ve zambak.
2. Gerçekleşmesini istediğiniz 3 hayaliniz:
- Sinir stres, kavga ve gürültüden uzak, anlayış sevgi ve saygıya dayalı ilişki yaşayabileceğim bir hayat arkadaşı bularak, onunla ömrümün sonuna kadar pişmanlık duymadan her bakımdan huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmek.
- Vatanına milletine bağlı, sağlıklı, zeki ve hayırlı evlatlara sahip olmak
- Başımı sokabileceğim bir ev ve de deniz kenarında bir de yazlık.
En sevdiğim huylarım:
- Sağlıklı ve huzur dolu bir yaşam için stresli ortamlardan uzak durulması gerektiğine inanırım. O yüzdendir ki istemediğim ortamda bağlasanız durmam.
- Rahatıma ve konforuma düşkünüm.
- Bana değer verdiğine inandığım ve değer verdiğim sevdiklerim için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışırım.
- Değer verdiğim birinin beklemediğim bir davranışı karşısında hemen hayal kırıklığına uğrar, alınganlaşır ve yapmış olduğu bu hareketi kolay kolay unutmam. Kendisine de unutturmam...
- Kolay kolay sinirlenen biri değilim; fakat biriktirip en olmadık zaman ve yerde patlayabilirim. Beni tanıyan kişiler, yüz ifademden haleti ruhiyemi tahmin ederek ona göre davrandıkları için pek sorun yaşamazlar; fakat tanımadan damarıma basanların vay haline...
- Zorlama ile yaptığım her işten çabuk sıkılır ve hiç düşünmeden yarıda bırakabilirim.
- Olduğu gibi görünmeyen ya da göründüğü gibi olmayanlar,
- Çok ve genelde de boş konuşanlar,
- Egoist, kasıntı ve ukala kişiler...
Allah'a şükür böyle bir günüm hiç olmadı. Umarım ki hiçte olmaz...
Kimleri mimlesem acep bölümünde ise ben de,
Bekriya
Sihirli yazılar
Anayol çıkmazı
Kelimelerin ahengi ve
Anka'yı mimliyorum.
Kolay gelsin arkadaşlar...
(13) Yorum yaz! Bağlantı
Nihayet okullar açıldı ve merhaba servisli günler...

Okul öncesi ve birinci sınıflar, bir hafta önce oryantasyon eğitimine başlamış olmalarına rağmen, ilk ve orta öğretimde dersler 24 Eylül perşembe günü başladı.
Yeni okul müdürümüzün görevine başlamış olması, iki sene üst üste birinci sınıfları okuttuğum okulumda nihayet ikinci sınıfları okutacak olmam, öğle yemekleri için bir firmayla anlaşacak olmamız yanısıra, bu sene okula servisle gidip gelecek olmamız gibi farklılıkları bir arada yaşıyorum. Hoş servis hususunda diğer öğretmenler için durum pekte farklı sayılmaz; fakat ben bu sefer şoförlükten, yolculuğa dikey inişe geçtim.
07:30'lara kadar rahat içerisinde uyuduğum, 08:05 gibi evden çıkıp, okula rahat rahat yetiştiğim ve yetiştirdiğim günler artık geride kaldı. Artık 06:30'da kalkıp servis güzergahına kadar yürüyecek, bir saati aşkın bir Eskişehir gezisinden sonra okula ulaşabileceğim.
Olsun ama, böylece arabam sadece bana ve aileme kalacak. Karda kışta kıyamette, buz pistine dönen yollarda, hergün 70 km yol yapmak zorunda kalmayacağım. Çalıştı çalışmadı, amanın arkadaşlarda benim yüzümden yolda kalır mı acaba stresine son.
Hoş arkadaşların çoğu şimdiden, servisin Eskişehir'de fazla dolaştığı ve eskisi gibi özel arabayla gidip gelmenin daha iyi olacağından dem vurmaya başladılar; fakat bunun bir intibak dönemi olduğu, sistemin oturur oturmaz bu tip huzursuzluk ve konuşmaların da sona ereceğine inanıyorum. Umarım haklı çıkarım.
Keza, ilk gün tam bir kaostu. Servisin tam güzergahını bilmeyen öğretmenler yanlış istikamette bekleyince, farklı mevkilerde ikamet eden öğretmenlerin alınması da, yola devam edilmesi de tam bir komedi oldu.
Hele bir öğretmen arkadaşı gidiş güzergahımızda göremeyince, belki biraz daha ilerdedir diye ilerlememiz, çalan telefonla onun çok geride kalmış olduğunu öğrenmemizle geri dönüşümüz, görülmeye değerdi doğrusu.
Öğretmen arkadaş: Hocam neredesiniz?
Ben:Ya Enveriye istasyonu girişindeyiz.
Öğretmen arkadaş: Orası neresi ya?
Ben:
Nası anlatılır ki? İstasyon girişi işte....
Öğretmen arkadaş: Ben ..... şuradayım.
Ben: Hımmm tamam hocam, şu anda dörtlüleri yakmış ve geri geri gelen bir minibüs görüyor musun?
Öğretmen arkadaş: Ne? Neden geri geri geliyorsunuz? Yok görmüyorum.
Ben: Hadeeee...
Derken baktık geri geri gitmeyle yol bitmiyor. Burnu o istikamete verdik ve öğretmen arkadaşı beklemesi gerekenin aksi istikametinde beklerken gördük. Bir U dönüşü daha yaparak yola devam edebildik.
Bizim okulun öğretmenleri, öğrenciler tam sıraya geçerken okula yetişebildi; fakat ilçeye giden lisenin öğretmenleri için durum hiçte iç açıcı değildi.

Dönüş sırasında ise bizim okuldan bir öğretmeni bırakacağımız yerin giriş yolunu geçince, nedense kabak yine benim başıma patladı. (Okulun günah keçisimiyim neyim...)
"Hocam niye hatırlatmıyorsun" denmesi üzerine "Ya hocam ben zaten standby konumundayım. Neyi hatırlatayım yaaa..." sözleri ağzımdan çıktııııııııı, gitti. Öyle ya, eskiye göre bir saat daha az uyumuş ve üstüne üstlük, bizim okulun öğretmenlerinden uzak bir koltukta oturmak zorunda kalarak tüm konuşma isteğini yitirmiş, eski şoför yeni yolcudan da bundan fazlası beklenemezdi sanırım.
Neyse, bu benim için bir intibak dönemi ve öğretmen arkadaşlar her ne kadar inanmasada, bu dönemi de başarıyla atlatacağımdan eminim.

Bu ve bunun gibi olaylar, hayatımıza renk katacağa benziyor ya, Allah'tan hayırlısı. Kazasız belasız gidip geliriz inşallah...
Uzun lafın kısası, 2009-2010 eğitim öğretim yılı tüm öğretmen, öğrenci ve velilere hayırlı olsun efendim...
(11) Yorum yaz! Bağlantı
Ayvalık'ta tatil
Balıkesir'in Ege Denizi kıyılarında bulunan, eşsiz manzarası, temiz denizi, zeytin ve fıstık çamı kaplı yemyeşil dağları, insanı bunaltmayan iklimi ile huzurlu bir ortamda kafa dinlemek ve hakikaten dinlenmek isteyenlerin tercih ettiği, enfes bir tatil yeridir Ayvalık...
Tatil süresi çok kısa olan ve amacı gezmekten çok, güneşlenip denize girmek olan kişiler, burada hayal kırıklığına uğrayabilirler. Nitekim, lodos ve poyraz rüzgarlarının hakim olduğu, 100 km'den fazla kıyı şeridi olan Ayvalık'ta, kavurucu sıcakların hakim olduğu dönemde ise imbat ve meltem rüzgarları, serinletici bir etki yapıyor. Ona göre...
Eee, boşuna zevkler ve renkler tartışılmaz dememişler. Kimi, gündüzleri güneşin altında saatlerce güneşlenip, geceleri de o bar senin, bu disko benim gezmekten hoşlanırken; bense farklı yerler gezip görmeyi, sakin sessiz ve mümkünse rüzgarlı bir yerde doğa ile baş başa kalarak güzel yemekler tatmayı, fotoğraflar çekerek, çevreyi gözlemlemeyi tercih ederim. Ancak böyle mutlu olur ve huzur bulurum. Huzurlu olamadığım ve dinlenemediğim bir tatilse, benim için tatil değil, gereksiz bir yorgunluk ve eziyet olur.
Eveeet bir taraftan gezip yeni yerler görürken, diğer taraftan da alışveriş yapmayı seviyorsanız, Ayvalık tam size göre. Buradan, zeytin ve zeytin yağı, çam sakızı, çam fıstığı gibi yerli üretim birçok besin maddesi yanısıra, geniş bir ürün yelpazesine sahip birbirinden güzel hediyeliklerden istediğinizi alarak, kendinizi, sevdiklerinizi ve hatta satıcılarını mutlu edebilirsiniz. Son zamanlarda reklamlarda da sıklıkla gördüğümüz gibi siz hediyelik alın ki, onu üreten ve satan kazansın. Evlerine yemeklik ve ekmek götürebilsinler ki market işletmecisi ve fırıncı kazansın. Uzun lafın kısası, ülke kazansın...
Benim hediyelik tercihim mi? Büyük boy yelkenli maketleri, üzeri Ayvalık ve Cunda yazılı kupalar ve kolleksiyonum için bol miktarda kartpostal...
Neyse lafı daha fazla uzatmadan çekmiş olduğum fotoğraflara geçelim.
Villaların ve çamlarla kaplı dağların önünde uzanan Badavut Plajı, ince ve temiz kumu ile güzel bir kumsala sahip.
Cunda Adası Maden Caddesi'nde, maden suyu akan çeşmenin suyunun tadına da bir bakın derim.
Maden Caddesi'nden ayrılan toprak yolla Pateriça Plajı'na gidiliyor. Büyük ölçüde özelliğini koruyabilmiş bir Rum köyünün de yer aldığı, ıssız ve sessiz bir yer burası. Öyle ahım şahım kumsalı olan bir plaj olmasa da, sığlığından dolayı çocuklu ailelerin tercih ettiği bir plaj.
Kalabalık ortamları tercih edenlerin en gözde mekanı ise kafeterya, restaurant, gazino, otel ve pansiyonlarla dolu olan, Sarımsaklı Plajı. İlçe merkezine 8 km uzaklıkta ki plaj, oldukça geniş bir kumsala sahip.
Benim tercihimse, Haliç Park Otel karşısında yer alan, Cunda Belediye Plajı.
Daha öncede ifade ettiğim gibi gitmiş olduğum yerin yemekleri benim için önemlidir.
Papalina: Ayvalık'a gidildiğinde yenmeden dönülmemesi gerekenler çıtır çıtır bir lezzet. Sardalya yavrusuna benzeyen papalina, aslında sadece Cunda'da çıkan ve oraya özgü farklı karakterli bir balık. Siz balık yerken etrafınız bir anda kedilerle çevriliyor. Kılçıklarını yemeyen biriyseniz, onlar da kendi çaplarında bayram edebiliyorlar. Kaldı ki ben bu tip küçük balıkların kızartmalarında, kılçıklarını da yerim.
Temiz havadan mıdır, nedir? Papalina, salata ve kola ile tükettiğim ekmeğin haddi hesabı yoktu. Bir ara restaurant görevlileri "Balık bizden olsun, siz ekmeklerin parasını verin yeter" diyecekler diye düşünmedim desem yalan olur.
Ayvalık Tostu: Yine çıtır çıtır bir ekmek arasında, isteğe bağlı olarak kaşar peynir, sosis, sucuk, salam, ketçap, mayonez ve turşu kullanılarak yapılabilen doyurucu bir tat. İşin sırrı ise ekmeğinde diyorlar...
Ayrıca ahtapot, kalamar, karides gibi deniz ürünleri burada ki restoranlarda, kendine has yöntemlerle hazırlanıyor. Deniz ürünleri dışında, yöresel otlarla yapılan salata ve mezeleri tatmanız da şiddetle tavsiye olunur.
Lor tatlısı ile çam sakızlı kurabiye de ilk defa Ayvalık'ta tattığım, farklı ve oldukça leziz tatlılar.
Cunda Adası'nda ise sahil boyunca uzanan lokantalarda, yukarda sayılanların yanısıra lokma tatlısı, buzda badem ve çam sakızlı dondurma yemeyi, taş kahvede ise şöyle bol köpüklü bir Türk kahvesi ya da tavşan kanı bir çay içmeyi unutmayın derim.
Midem fena halde kazınmaya başladı.
Neyse, bu kadar yemek muhabbeti yeter. Aksi halde orucu sakatlamam içten değil.
"Rakı, Balık, Ayvalık" sözünün burada Ayvalık için slogan haline geldiği söyleniyor. Eveeet, Ayvalık
manzarasının en güzel göründüğü yer, hiç şüphesiz ki Şeytan Sofrası. Eski bir lav birikintisi olan tepe,
yuvarlak bir sofraya benziyor. Bir lokantanın da yer aldığı tepede, demir kafes içinde şeytana ait olduğu söylenen birde ayak izi var. Ayak izi var, var olmasına da; içinde bozuk paranın ne işi var onu anlayabilmiş değilim.
Gün batımını izlemek için gelen yerli ve yabancı turistlerle dolup taşan tepede, otomobile park yeri bulmakta, gün batımı ardından geri dönmekte, sıkışan ve yer yer kilitlenen trafikte tam bir işkence; fakat mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yer.
İrili ufaklı adacıklar, mavinin tonları bir deniz ve arka fonda, Yunan adası Midilli.
Tam karşıda görülen Lale adası, bir taraftan dolgu yol ile Ayvalık'a bağlı bir yarımada halini almışken, diğer tarafından da Türkiye'nin ilk boğaz köprüsüyle, Türkiye'nin Ege Denizi'nde ki dördüncü büyük adası, Cunda'ya (Alibey Adası'na) bağlanıyor.

Yat gezileri ise yapılmadan dönülmemesi gereken bir aktivite. Yolcu durumuna göre 11:00-11:30 gibi harekete geçen tekneler, hep birlikte demir alıyor.
17.5TL karşılığında 12 ada bölgesinde gezen, 3-4 farklı ada ve eşsiz koyda yüzme molası veren teknelerde, limitsiz taze balık, salata,ekmek ve mevsim meyvesi ikramı var. Cunda gezisi, canlı müzik, animasyonlar, ödüllü yarışmalar ve çevre tanıtımları da cabası.18:30'da ise dönüş var.
Pasaportunuz varsa, günübirlik Midilli turlarına da katılabilirsiniz.
Bir çoğumuz gidemesekte, perşembe günleri kurulan pazar için Midilli ahalisi Ayvalık ilçesine geliyor ki, ilçe o gün fuar alanı gibi oluyor desem abartı olmaz...
Cunda Adası'na, kara yoluyla gidilebileceği gibi, saat başı kalkan teknelerle de gidilebiliyor. Ulaşım ücreti ise otobüs ve dolmuşla aynı.1,5 TL.

Sahil kenarında yer alan kafelerde oturarak, denizin iyotlu kokusu eşliğinde, çayını yudumlamak ve ekmekle beslenmeye alışmış olan irili ufaklı balıkların yüzme ve ekmek kapma mücadelesini izlemekte ayrı bir keyif. 

Soldaki Saatli Cami'de, sağdaki Çınarlı Cami'de eskiden kiliseymiş; fakat günümüzde her ikisi de ilçenin en güzel camileri. Cuma namazı için gitmiş olduğum Çınarlı Cami'nin iç mekanından çekmiş olduğum fotoğraflar ise burada 1 - 2 - 3 - 4

Cunda Adası'nın merkezinde 1873 yılında inşa edilmiş bir metropol kilisesi olan Aya Nikola (Taksiyarhis) Kilisesi, yaşadığı onca depreme ve bakımsızlığa rağmen, ayakta kalmayı başarabilmiş. Sahil kesiminde bulunan Rumlar'ın geleneksel olarak uyguladıkları Bizans stilinde yapılmış olan kilisenin içerisinde bulunan çan, II.Dünya Savaşı yıllarında yerinden çıkarılarak halka haber verme amacıyla kullanılmış. Şu anda Bergama Müzesi'nde bulunan çanın, daha sonra dünyanın en büyük çanı olduğu ortaya çıkmış.
Fotoğraftanda görüldüğü gibi büyük çatlaklar oluşan kilise, restorasyon kapsamında.

Tarih kokan Rum evleri ile dolu, taş kaplaması ile daracık Ayvalık ve Cunda sokaklarını da mutlaka gezmelisiniz. 
Çoğu koruma altında olan binaların büyük bölümü aslına uygun olarak restore edilmiş, ediliyor ya da edilmeyi bekliyor.
Hülya Avşar gibi birçok ünlünün ev alarak restore ettirdiği Ayvalık'ta, Tansaş gibi birçok mağaza ve alışveriş merkezi de eski binaların restore edilerek kullanıma sunulduğu binalarda hizmet veriyor.
Marinası da bulunan ilçede, balık tutmayı sevenlerin oltalarını arabalarından eksik etmemesi gerekir. Dalış yapma imkanının da olduğu Ayvalık'ta, ilçe çevresindeki çamlıklarda doğa yürüyüşü yapabilir, kendinizi doğa ile baş başa hissederek, stres atabilirsiniz.
İki hafta kaldığım Lale Adası'ndan çekmiş olduğum bu fotoğrafla kapanışı yapalım.
Bu arada fotoğrafta görülen yangın söndürme uçağı gibi uçaklar, yaz sezonunda malesef ki fazla mesai yapıyor. Rüzgarın pek eksik olmadığı ilçede doğal olarak yangınların yayılması da, kontrol altına alınması da bir o kadar güç oluyor. Gerekçesi ne olursa olsun, insanların daha sorumlu davranmasıyla üstesinden gelinebilecek bir afet olan orman yangınlarının, güçlükle yetişen ormanlarımızı, içindeki canlılarla birlikte mahvettiğini, geriye ise kömür ve kül yığınları ile kaplı, kapkara bir arazi bıraktığını unutmayalım.
"Bu dünya bizim değil. Onu gelecek kuşaklardan ödünç aldık" bilinciyle hareket ettiğimiz taktirde, daha güzel bir dünyada yaşayacağımıza ise şüphe yok.
Neyse, Ayvalık hakkında daha detaylı bilgi için,
http://www.ayvalikrehberi.com
http://www.ayvalik.web.tr
http://www.ayvalik.gov.tr
http://www.ayvalikda.com
http://www.ayvalik.com.tr
Kültür Bakanlığı'nın Ayvalık'la ilgili sayfasına bakabilirsiniz.
TRT'nin "Köşe Bucak Türkiye" adlı programının Ayvalık tanıtımı ise burada.
İyi tatiller...
(17) Yorum yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa |1/44|Sonraki Sayfa>>





