Hangi yönün insanıyım?
24/6/2009 -Kategori: Mgurdalca

Bugün, Msn testlerinden ilginç bulduğum ve ilginç olduğu kadarda bende merak uyandıran, "Hangi yönün insanısınız?" testini yanıtladım.
Test tanıtımında, "Bu test fiziksel olarak nereli olduğunuzla ilgilenmiyor. Daha çok sizi bir yönle özdeşleştiriyor. Ruhunuzun güneşe karşı nasıl bir konum aldığını tespit etmeye çalışıyor. Elbette her birimiz bir yerlerde doğduk, kim bilir bambaşka yerlerde büyüdük ve yaşamaya devam ediyoruz. Ama kimi zaman aldığımız eğitim, kimi zaman kendimize örnek aldığımız insan, okumayı tercih ettiğimiz kitaplar derken değiştik. Bu test de şimdi, şu anda nereye ait olduğunuzu bulmaya çalışıyor… Dikkat: Testimiz bilimsel değer taşımaz, yönünüzü bize değil kutup yıldızına bakarak bulmaya çalışın…" yazıyor.
Test tanıtımında da anlaşıldığı gibi insanlar, ilgi alanları, maddi imkanları, yaşam şekilleri, içerisinde bulunukları sosyal ortam, aldıkları eğitim vs. vs. birçok nedenden dolayı zamanla değişir ve kendilerine has bir kişilik geliştirirler.
Zamanla değişiriz. Çünkü yaşın, insan üzerindeki etkisi inkar edilemez. Bırakın on yıl önceki görüşlerinizi, bir yıl önceki görüşlerinizle, şimdiki görüşleriniz arasında bile bir takım farklılıklar vardır.
İnsan, artan yaşla beraber risklere karşı daha tahammülsüz olur. Önünü görmek ve ayağını yere daha sağlam basmak ister. Nitekim ömürden giden her yeni günle, yapmadıkları ya da yapamadıkları, kişiyi daha bir derinden etkiler. Bunun doğal sonucu olarakta, temkinli ve emin adımlarla ilerleyen, geçmişindeki kendinden daha olgun bir kişilik gelişir. Bla, bla, bla.... vs. vb. ...
Neyse ya, bu post çok ciddileşmeye başladı.
Gelelim test sonucuma...
Hangi yön mü çıktım?
KUZEEEEY...
Ben kuzey yönünün insanıymışım. Üzerem, fazla sıcağı sevmememin başka bir izahı olamazdı. Millet yazın Antalya, Bodrum, Kemer rüyaları görürken, benim Karadeniz turu hayalleri görmem bundan olsa gerek. Yok artık, üniversiteyi Amasya'da okumam da bundan mı acaba...
Tamam ya, bu testten sonra olayı abartıp, ciddi ciddi Sibirya steplerinde yazlık almayı düşünüyorum...
Bakarsınız sınırlarımı zorlar, kuzey kutup bölgesinde bir eskimo kabilesine kaynak atar, hayatımın geri kalan kısmını iglo evimde, balık yiyerek geçiririm. Evet evet, ancak bu şekilde yönümün hakkını veririm.
Hımmm, kuzey yönünün insanları ile ilgili olarak, test sonunda yapılan açıklama ise aynen şöyle :
"Kurallarını bildiğiniz bir dünyada yaşamak istiyorsunuz. Asosyal sayılmazsınız ama size yaklaşabilecek insanları uzun sınavlardan geçirdikten sonra seçmek istiyorsunuz. Bunun nedeni korkularınız değil. Bilakis iş savaşma noktasına geldiğinde öylesine şövalyeliklere soyunuyorsunuz ki tüm dünya dilini ısırıyor. Oysa siz kendinizi yormak, zihninizi kirletmek istemiyorsunuz. Çekingenlikmiş gibi duran şey aslında bir tür özel hayat savunması. Herşeyi tam ve mükemmel yapıyorsunuz. Mesela kalbiniz aşık olacak kadar ısındığında alevleriniz tüm dünyayı ısıtıyor, nefret içinizi üşüttüğünde ise aynı dünya buz kesiliyor. Dilinizi anlayabilmek zaman alsa da, sizinle olmanın büyüsü varlığınızı sevdikleriniz için bir maceraya dönüştürüyor."
Aynı ben...
Bekriya, bu test hastalığını başıma sardın ya. Sana ne diyim?...
İnsan bi başladımı test üstüne test çözer oluyor yaw.
Haaa, şunu da itiraf edeyim ki, hem test sonuçlarını okumak, hemde bu konuda post yayınlamaksa bir o kadar keyif.
Tamam Bekriya sana ne diyeceğimi buldum.
Teşekkürler arkadaşım...
Hangi yönün insanı olduğunu öğrenmek isteyenler buraya...
Yorum (12) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bugün babalar günü
21/6/2009 -Kategori: Mgurdalca
Bugün babalar günü...
Babam olmadan geçen ikinci babalar günü...
Mezarını birkaç ay önce yaptırabildiğimiz, rengarenk çiçekler dikerek suladığımız, her haftasonu ziyaretine gitmeye çalıştığımız, biricik babamızın günü.
Evet o artık aramızda değil.
Bizlerin geleceği için çalışıp çabalayan, sevgisini belli etmeyi zayıflık sayan, genellikle aramıza görünmez bir duvar ören; fakat aynı zamanda bizi diğer tüm kötülüklerden de korumaya çalışan, biricik babamızın günü...
"Bu adam benim babam" şiirinde de ifade edildiği gibi; mert, mangal gibi yüreği, zaman zaman göstersede, yufka gibi bir kalbi olan, onuruyla yaşayan koskoca bir çınar, sırtımızı yasladığımız bir dağ olan, babamızın günü...
İlkokulda ders notlarım düşük geldiğinde, bana televizyon izlemeyi yasaklayışı ve sık sık kullandığı, "okumayıpta, çoban mı olacaksın" sözleri, hala kulaklarımdadır. Evet bugün babamın, sağladığı maddi imkanlar ve motivasyonla okudum ve öğretmen oldum.
Öğretmen olup mesleğimi buldum; fakat bir öğretmenler gününde onu kaybettim. Bu yüzden benim için öğretmenler günü, babamın ölüm yıldönümü...
Yetim kalışımın, babasız ve koruyucusuz kalışımın yıldönümü...
Babası yaşayanların duygularını yüzüne söyleme, babacığım diyerek sımsıkı sarılma imkanları olmasına rağmen, ben de buradan ifade etmek istiyorum ki;
"Evet bugün babası sağ olanlar, babalarına hediyeler alıp onlarla vakit geçirirken; annem, ben ve kardeşim senin mezarına geleceğiz. Mezarındaki çiçekleri sulayacak, sağ olduğun dönemleri yad edip, senin için Yüce Allah'a dualar edeceğiz. Tek tesellimizse, ahirette de sonsuza kadar bir arada olacağımıza dair inancımız..."
"Babacığım tıpkı senin gibi doğru bildiği yoldan ayrılmayan, insanlara saygısızlık etmemeye çalışan, fakat saygısızlığa da tahammülü olmayan oğlun, senin yolunda, senin istediğin gibi hayırlı bir evlat olacaktır. Emanetin olan kardeşi ve annesine ise, gözü gibi bakacaktır.
Gözün arkada kalmasın...
Ruhun şad, mekanın cennet olsun...
Ve hatta tüm babalar gibi, senin de babalar günün kutlu olsun... "
Fatih Kısaparmak'ın "Bu adam benim babam" adlı çalışmasını, babasını kaybeden, kaybetmeyen herkese armağan ediyorum...
Tüm babaların, babalar günü kutlu olsun...
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sigaranın acı gerçekleri
19/6/2009 -Kategori: Sigaraya Hayır
Bugün ergenlik dönemi sorunları konusunda görmüş olduğumuz seminerde, konu bir şekilde özenti ve ben artık büyüdüm psikolojisi içerisindeki bireyin, genellikle arkadaş teşviki ile başladığı sigara ve zararlarına geldi.
İçerisinde dört bin farklı zehirin bulunduğu, parasını elin, dumanını yelin aldığı, zehirininse içene kaldığı bu illetin, zararları hakkında yarım saate yakın süren bilgilendirmenin ardından, "İsterseniz bir mola verelim. Dinlenelim..." diğen öğretmene katılımcılardan sigara içenlerin yanıtı ne oldu beğenirsiniz? Yanıt, tam güleriz ağlanacak halimize türden...
- Hah hocam bizde tam bi sigara molası versek diyorduk.
Evet, insanoğlu bazen hakikaten çok aymaz olabiliyor. İçtiği zaman hiçbir yararı olmadığını, aksine sağlığına ve bütçesine bariz zararları olduğunu bilmesine rağmen, onu içmediğinde kendini huzursuz ve asabi hissedebiliyor. Sigaraya başlamadığı dönemlerde mevcut olmayan bu durumun, sigara sonrası başlamış olması da, bu melanetin bir bağımlılık unsuru olduğunun en büyük ispatı olsa gerek...
Neyse, farklı ve etkili bir anlatımla, sigaranın acı gerçeklerini izlemeye ne dersiniz
Sevdiklerinizle birlikte, sigarasız ve sağlıklı, daha nice yıllar geçirmeniz dileğiyle...
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kendiyle barışık olmak...
16/6/2009 -Kategori: Mgurdalca
Eski gazeteci, fedakar anne ve blogcu arkadaşım, Sihirli yazılar, bir önceki postumdaki yorumunda, düşüncelerimi paylaştığım postlarımı daha çok sevdiğini yazmış. Madem öyle, işte böyle...
Bugünkü konum, "kendiyle barışık olmak" ya da "Kendini sevmek..."
Bu deyimi duymayanımız yoktur. Kendiyle barışık olmayı, kendiyle ve çevresiyle sürekli savaş halinde olan, moral bozucu, negatif, zayıflıklarla alay eden, kendi gülmediği için gülene ve eğlenene tahammül edemeyen kişilerin çoğunlukta olduğu ortamlarda yaşarken; pozitif, kendini seven ve kendiyle birlikte başkalarına da saygı duyan kişiler için kullanılan, özlemini çektiğimiz, bir ruh hali olarak tanımlayabiliriz.
Kendiyle barışık yaşam sürmek isteyen birçok kişi, bu hedefe ulaşabilmek için farklı yollar izler. Kiminin parayı, kimininse evliliği olmazsa olmaz olarak gördüğü bu durumda, kendini sevmeyi öğrenebilmek için NLP, yoga tarzı uzakdoğu felsefelerine özenenlenler olduğu gibi, "Önemli olan BENİM... Benim isteklerim." "Kendi mutluluğum herkesten ve herşeyden önde gelir" gibi egoist bir psikoloji içerisine girenlerin sayısı da oldukça fazladır...
Kendiyle barışık insan nasıl olur?
Şüphesiz bunu anlamanın en iyi yolu, bireyin kendine ve başkalarına karşı tutum ve davranışlarını gözlemlemekten geçer.
Gerek aile, gerekse diğer sosyal ortamlarda, her bireyin yapmış olduğu gözlem, yılların vermiş olduğu bilgi birikimi ile yoğrulduğunda, ortaya deneyim çıkar.
Yıllardır öğrenci davranışlarını gözlemleyen, ilgili gözlem formlarını doldurarak, öğrencilerine ve onlar hakkında velilerine, gerekli rehberliği yapmaya çalışan bir öğretmen olarak, birbirinden farklı kişilikteki meslektaşlarla çalışmayı her zaman için büyük bir zenginlik olarak görmüşümdür. Nitekim olumsuz karakterler görülsün ki, olumlunun değeri bilinsin değil mi ama...
İnsan sarrafı olduğumu söyleyemem. Lakin uzun süre aynı ortamı paylaştığım kişilerin hangileriyle mesafeli olunması, hangilerinden uzak durulması, ayrıca hangileriyle iyi arkadaş olunabileceğine dair doğru kararlar verebildiğime inanırım. Bir insanı uzun vadeli tutum ve davranışlarıyla değerlendirmeyi, kısa süreli değerlendirmeye göre daha gerçekçi bulurum. O yüzdendir ki iyi arkadaş olunabilir diye nitelendirdiğim bir kişinin yanlış bir tutumu, beni ziyadesiyle kırar. Bu durumu o anki haleti ruhiyesine versem de, benzeri bir duruma onun da düşmesini sağlayarak, empati kurması için imkan sağlarım. Haaa, tabi bu hareketi şu hareketine istinaden yaptım diye ifade etmeyi de unutmam. Aksi halde arkadaş olarak nitelediğim kişiyle kalıcı küslük gelişebilir ve elbette ki bu durumu asla istemem. Nitekim arkadaşlarımla küslüğüm uzun sürmez. Küsmüşsem de, o kişiye arkadaş denmez.
Bu hareket tarzımın, faydasını gördüm mü?
İlla ki...
Faydasını görmediğim durumlarda da, arkadaş olarak nitelediğim kişi ile ilgili olumlu ön nitelemelere format çekmeyi, kredisini eksiye döndürerek arkadaşlık hesabını silmeyi bir borç bilirim. İlerleyen dönemlerde konuşsamda bu genellikle ortam ve şartlar onu gerektirdiği, benden ziyade karşı taraf adım attığı için olur...
Kendimden ve çevremdeki kişilerden gözlemlediğim kadarıyla, kendiyle barışık olmayan insan için, yalnızca kendi egosu ve istekleri vardır. Onun için başkalarının duygu ve düşüncelerinin zerre kadar değeri yoktur. Bu tip kişiler, sadece kendi istekleri yerine getirildiği zaman mutlu olurlar. Aksi halde ise bu durumdan mesul gördükleri kişinin burnundan getirmeyi, ona dünyayı dar etmeyi maharet sayarlar. Böylelikle bir daha ki sefere karşısındaki kişi ayağını denk alacak, aynı olumsuz duruma düşmemek için istenilen şekilde hareket edecektir.
Haaaa, bir de olayın psikolojik baskı boyutu vardır. İstedikleri olmadığında karşısındakinin zaaflarıyla alay etmeyi, onu aşağılamayı, bu durumunu onun başına kakmayı bir meziyet sayarak, "aman bana bulaşmasın, şunun suyuna gideyim" şeklinde bir tavır takınmaya sevk edenlerin sayısı da, az değildir.
İstekleri olmadığında, olayı kaba kuvvet kullanımına kadar götüren ve genellikle erkeklerde görülen bir diğer durum da, yine kendiyle barışık olmamanın doğal bir sonucudur. Muhattabına, "Güçlü olan benim. Ben ne dersem o olur." mesajı veren bu hareket tarzı, kalbe dayalı sevgi ve saygıdan ziyade, korkuya dayalı saygıyı esas alır. Dolayısıyla korkulacak durum ortadan kalktığında, görülen saygıdan eser kalmaz.
Kültür seviyesi düşük veya yüksek olsun, içerisinde yaşamış olduğumuz toplumda sıkça gördüğümüz, kendiyle barışık olmayan insan tipi, başkalarına karşı sergilemiş olduğu agresif tutumlarla kolaylıkla farkedilir.
Kendi eksiklerini görmeden, başkalarının arkasından atıp tutmalarıyla da dikkatleri üzerlerine çekerler... Oysa ki kendiyle barışık insan, dedikodu yapmaz. Yapandan da, yapılan ortamlardan da uzak durmayı tercih eder. Nitekim, bu karakterdeki kişilerin, acımasızca hakkında atıp tuttuğu kişi gibi, yeri geldiğinde kendi hakkında da atıp tutacağını bilir.
Kendiyle barışık olmayan bir diğer insan tipi de, kendini unutup, başkalarının kulu kölesi olma yolunu seçer. Sahip olmadıkları ekonomik özgürlükleri, aile desteği, bilgi ve yeteneğin farkında olan, bu farkındalığın verdiği eziklikle, ihtiyaç duydukları saygı ve onayı, kendilerini adadıkları bireylerden karşılamayı uman bu kişiler, kendilerine söylenen herşeyi emir telakki ederler. Karşılarındakinin onayı ve taktiri ile kendilerini mutlu sayarlar. Bu bağlamda yapmış oldukları eylemin, kendi duygu ve düşüncelerine uygun olup olmadığı pek önemli değildir. Onayını bekledikleri kişi mutlu olsun yeter...
Uğrunda kendi olmaktan vazgeçtikleri kişi ise, çıtayı her defasında daha yükseğe taşır ve yapılanlar da zaten yapması gerektiği için yapıldı şeklinde algılandığından, teşekkür edilmediği gibi, yapılmadığında da yapmayandan kötüsü olmaz. O yüzden de zaten ezik bir psikolojiye sahip olan bu kişi, layık olabilmek için kendini paralar durur. Ayrıca azar işitmedim ya da benimle dalga geçmedi ya, bana bu da yeter diyerek, kendi çapında mutlu olur. Ne kişilik ama...
Toplumda kaçırılmaması ve mutlaka evlenilmesi gereken kişiler olarak görülen bu ezik tipler, karşı tarafı uzun süreli mutlu edebilir mi?
Tabi ki hayır... Ha, kişi kişiliksizliği artı hanesinde görüyorsa, o ayrı...
Oysa ki kendiyle barışık insan... :
Bulunduğu kişilikten, olduğu yerden ve sahip olduklarından mutludur.Sahip olduklarıyla mutlu olarak ilerlemeyi amaçlar. Anlamsız hedefler peşinde koşmaz ve ayakları yere basar.
Duygu ve düşüncelerine uymayan bir durum karşısında, gerekirse hayır diyebilir.
Kendine değer verdiği kadar, çevresindeki insanlara da değer verir.
Yalnızca kendine saygısı olan insan, kendine ve başkalarına iyi davranır. Tabi, burada iyi davranmadan, menfaati onu gerektirdiği, kendi istekleri yerine getirildiği için kısa süreli iyi davranma değil, aksine sevdiği, olması gereken o olduğu için, uzun süreli iyi davranma kastedilmektedir.Açık aramayan, açık arandığı taktirde, kendinin de nice açıklarının olduğunu bilen insandır.
Kendini dünyanın merkezinde görmeyen, diğer insanların da sadece onun mutluluğu için var olduğu gibi egoist bir tutum içinde olmayan insandır.
Sanatla ve sporla uğraşan, bu yolda kendini ve çevresindekileri geliştirmek için çaba sarf eden insandır.
Kendinin ve çevresindekilerin sağlıklarına saygı gereği, zararlı alışkanlıkları olmayan insandır.
Yemek, su, barınma, emniyet, sevgi, saygı, başarı ve hedeflere ulaşabilmek gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilen, kendini mutlu eden işlerle uğraşan, kişilerle birlikte olan, gönlünce bir aileye sahip olan insandır.
En olumsuz durumda bile, olumlu bir yön bularak mutlu olmasını ve çevresindekileri mutlu etmesini bilen, ilişkide bir mutsuzluk varsa eğer, tek sorumlunun karşısındaki olmadığını, onun kadar kendisinin de hatalarının olduğunu kabul edecek kadar, olgun olan insandır.
Kendiyle barışık insan, değişikliklere ve kendini geliştirmeye açık insandır. Hoş "Ben değişemem. Değişmek ve kendimi aşmak istemem." diyen insanları görsekte, rahatlıkla inandırıcılıklarından şüphe etmeniz gerektiğini söyleyebilirim. Nitekim, hayata değişmeyen tek şey değişimdir ve değişimin parçası olan insanın, değişime kalben ve ruhen karşı olması imkansızdır.
Değişim isteğine karşı çıkan kişilerin gerekçeleri ise, ya aile ve toplum içerisinde, saygın konumlarını yitireceklerine inanmaları (karizmayı çizdirme inancı), ya da kendine bile yalan söyleyebilmekteki başarılarıdır...
Son zamanlarda, Kanal D de yayınlanan "Kocam Size Emanet" adlı yarışmayı seyrediyorsanız eğer, "Yok arkadaş ben bunu yapmam. Bu bana ters..." diyen kişilerin söyledikleri ile , orada bulunma nedenleri arasındaki tutarsızlık net bir şekilde görülecektir. Değişime açık olan bireylerin, daha eğlenceli ve mutlu oldukları ve muhtemel ki başta kendileri olmak üzere, eşlerini de daha mutlu edecekleri, yadsınamaz bir gerçektir.
Evet gelelim benim kendimle barışık olup olmadığıma...Çoğunlukla kendiyle barışık olmayan kişilerle dolu ortamlarda bulunan biri olarak, belirlemiş olduğu hedeflerin büyük bir kısmına ulaşmış; fakat her bakımdan uyumlu ve mutlu bir evlilik özlemi duyan bir kişinin, olabileceği kadar kendiyle barışık biriyim...
Kendiyle barışık bireyler olabilmek adına önemli adımlar atıp, olumlu sonuçlar elde eden, kendini seven, mutlu bireyler olmak dileğiyle...

Yorum (6) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki - Sonraki »










