Nihayet okullar açıldı ve merhaba servisli günler...

Okul öncesi ve birinci sınıflar, bir hafta önce oryantasyon eğitimine başlamış olmalarına rağmen, ilk ve orta öğretimde dersler 24 Eylül perşembe günü başladı.
Yeni okul müdürümüzün görevine başlamış olması, iki sene üst üste birinci sınıfları okuttuğum okulumda nihayet ikinci sınıfları okutacak olmam, öğle yemekleri için bir firmayla anlaşacak olmamız yanısıra, bu sene okula servisle gidip gelecek olmamız gibi farklılıkları bir arada yaşıyorum. Hoş servis hususunda diğer öğretmenler için durum pekte farklı sayılmaz; fakat ben bu sefer şoförlükten, yolculuğa dikey inişe geçtim.
07:30'lara kadar rahat içerisinde uyuduğum, 08:05 gibi evden çıkıp, okula rahat rahat yetiştiğim ve yetiştirdiğim günler artık geride kaldı. Artık 06:30'da kalkıp servis güzergahına kadar yürüyecek, bir saati aşkın bir Eskişehir gezisinden sonra okula ulaşabileceğim.
Olsun ama, böylece arabam sadece bana ve aileme kalacak. Karda kışta kıyamette, buz pistine dönen yollarda, hergün 70 km yol yapmak zorunda kalmayacağım. Çalıştı çalışmadı, amanın arkadaşlarda benim yüzümden yolda kalır mı acaba stresine son.
Hoş arkadaşların çoğu şimdiden, servisin Eskişehir'de fazla dolaştığı ve eskisi gibi özel arabayla gidip gelmenin daha iyi olacağından dem vurmaya başladılar; fakat bunun bir intibak dönemi olduğu, sistemin oturur oturmaz bu tip huzursuzluk ve konuşmaların da sona ereceğine inanıyorum. Umarım haklı çıkarım.
Keza, ilk gün tam bir kaostu. Servisin tam güzergahını bilmeyen öğretmenler yanlış istikamette bekleyince, farklı mevkilerde ikamet eden öğretmenlerin alınması da, yola devam edilmesi de tam bir komedi oldu.
Hele bir öğretmen arkadaşı gidiş güzergahımızda göremeyince, belki biraz daha ilerdedir diye ilerlememiz, çalan telefonla onun çok geride kalmış olduğunu öğrenmemizle geri dönüşümüz, görülmeye değerdi doğrusu.
Öğretmen arkadaş: Hocam neredesiniz?
Ben:Ya Enveriye istasyonu girişindeyiz.
Öğretmen arkadaş: Orası neresi ya?
Ben:
Nası anlatılır ki? İstasyon girişi işte....
Öğretmen arkadaş: Ben ..... şuradayım.
Ben: Hımmm tamam hocam, şu anda dörtlüleri yakmış ve geri geri gelen bir minibüs görüyor musun?
Öğretmen arkadaş: Ne? Neden geri geri geliyorsunuz? Yok görmüyorum.
Ben: Hadeeee...
Derken baktık geri geri gitmeyle yol bitmiyor. Burnu o istikamete verdik ve öğretmen arkadaşı beklemesi gerekenin aksi istikametinde beklerken gördük. Bir U dönüşü daha yaparak yola devam edebildik.
Bizim okulun öğretmenleri, öğrenciler tam sıraya geçerken okula yetişebildi; fakat ilçeye giden lisenin öğretmenleri için durum hiçte iç açıcı değildi.

Dönüş sırasında ise bizim okuldan bir öğretmeni bırakacağımız yerin giriş yolunu geçince, nedense kabak yine benim başıma patladı. (Okulun günah keçisimiyim neyim...)
"Hocam niye hatırlatmıyorsun" denmesi üzerine "Ya hocam ben zaten standby konumundayım. Neyi hatırlatayım yaaa..." sözleri ağzımdan çıktııııııııı, gitti. Öyle ya, eskiye göre bir saat daha az uyumuş ve üstüne üstlük, bizim okulun öğretmenlerinden uzak bir koltukta oturmak zorunda kalarak tüm konuşma isteğini yitirmiş, eski şoför yeni yolcudan da bundan fazlası beklenemezdi sanırım.
Neyse, bu benim için bir intibak dönemi ve öğretmen arkadaşlar her ne kadar inanmasada, bu dönemi de başarıyla atlatacağımdan eminim.

Bu ve bunun gibi olaylar, hayatımıza renk katacağa benziyor ya, Allah'tan hayırlısı. Kazasız belasız gidip geliriz inşallah...
Uzun lafın kısası, 2009-2010 eğitim öğretim yılı tüm öğretmen, öğrenci ve velilere hayırlı olsun efendim...
(11) Yorum yaz! Bağlantı
Temmuz ayını seviyorum yaaa...
Gündüzleri o kadar sıcak oluyor ki, evin serinliği yanında, dışarının kavurucu sıcağı, bana hiç cazip gelmiyor diyebilirim.Eskişehir ikliminin en güzel yanı, güneşte çok sıcakken, gölgede serin serin oturabilmek olsa gerek.
Hele birde, camlar açılıp karşılıklı serin bir esinti sağlanmışsa, fonda çalan güzel ve dinlendirici bir yabancı müzik eşliğinde, ister kitap oku, ister resim yap, istersen bloglar arasında sörf yap...
Ha resim çizmek demişken, tatil psikolojisinin ve yan gelip yatmaktan sıkılmanın yan tesiri olarak, karakalem karalamaları sezonunu açmış bulunuyorum. Yanda bugün yapmış olduğum son çizim görülmekte olup; diğer çizimlerimi görmek isteyenleri, mgurdal.blogspot.com adresli, bloguma bekliyorum.
Bizde teklif var, ısrar katiyyen... Ona göre...
Bu arada, Pardus'un 17 Temmuz'da çıkacak olan, kararlı sürümünü bekleyemedim ve 2009 Beta sürümünü yükledim. Görsel olarak 2008'e göre oldukça farklı; fakat siz siz olun, sorunsuz bir Pardus için, kararlı sürümün çıkışını bekleyin. Neticede şu anda Pardus FTP sunucularından indireceğiniz 2009 RC1, Beta'ya göre daha gelişmiş bir sürüm olsa da, nihayetinde o da bir deneme sürümü.
Ha yok ben hata verse de razıyım. Hata bildirimi yoluyla, 2009 sürümünün geliştirilmesine katkıda bulunmak istiyorum diyorsanız, hiç vakit kaybetmeden indirin o halde...
Pardus 2009 kararlı sürümünün çıktığı gün, aynı zamanda benim de doğum günüm.
19 Temmuz'da, tüm kapalı alanlarda sigara yasağı başlıyor.
27 Temmuz'da ise, biricik kız kardeşim evleniyor.
Daha ne olsun?
Ha bir de bu ay içinde, motorlu taşıt vergilerinin (MTV) ikinci taksidinin ödenmesi gerek ya, o kadar kusur kadı kızında da olur.
Temmuz ayını seviyorum yaaa...
(12) Yorum yaz! Bağlantı
Son bir kaç günüm...

Yoğun bir gündem içerisinde debelenirken, bloglarını ihmal eden ve bu ihmalden dolayı bir huzursuzluk duysa da blog yazmamayı tercih eden bir blogcu olarak, Ferzan'ın "Sayın Hocam, nerelere kayboldunuz?" sualine yanıt olarak, bu satırları tuşluyorum.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerinin, olumsuz hava şartları nedeniyle iptalinden sonra, akşam ki haberlerde, Stadyumda soğuktan titreyen ve hatta ağlayan çocukları görünce, "iyi ki bizde kutlamalar iptal edilmiş yaaa" demeden edemedim.
24 Nisan günü ise, genel olarak il içi atamalar için Eskişehir'de ki okullar arasında tercih yapmakla ve sözde Ermeni soykırımını anma günü hakkında, ABD başkanı Obama'nın iki tarafı da kırmamak adına yaptığı, nabza göre şerbet veren konuşmasının, öncesi ve sonrası hakkında ki yorumları izlemekle geçti.
25 Nisan günü ise, internette yağışlı görünmesine rağmen, günlük güneşlik bir gündü. Çocuk Bayramı kutlamaları, gecikmeli de olsa, öğrencilerimizin istek ve gayretleri ile başarılı bir şekilde atlatılabildi. Yumurta yarışını, benim 1/A sınıfından, Süleyman adlı öğrencimin kazanması da, ayrı bir hoşluk oldu.
Gecikmeli bayram kutlaması sonrası, kısa süreli bir şekerlemenin ardından, havanın güzel olması da fırsat bilinerek, Kentpark, İsmar, Sazova ve Neo dörtlüsü ziyaret edildi. Bu vesile ile gerekli gezi, D vitamini depolama ve yemek yeme etkinlikleri icra edildi.
Bugün ise ailecek mezarlık ziyaretine gittik.
Mezarlık dönüşü, kardeşimin marş basmayan arabasına, alınan takviye kablosu ile kurtarma faliyeti gerçekleştirildi.
İl içi tayin taleplerinin kabul edildiği 20-29 nisan döneminde oluşumuz nedeniyle, okul adresleri ve internet sitelerinde ki görüntülerinden belirlediğim 5 merkez ilçe okul tercihimi, şu an itibariyle, internet ortamında, atama müracat formuna işleyerek gerçekleştirmiş bulunuyorum.
Haydi hayırlısı...
(4) Yorum yaz! Bağlantı
Kar tatili

Geçen haftasonu boğazda kuruma ve bademcik şişliği şikayetleri üzerine bir de pazartesi günü okul nöbeti eklenince, salı günü okul çıkışı sağlık ocağına gitmek bir zaruret halini aldı.
İlaç almama rağmen gözler yanıyor ve iki burun iki çeşme ya neyyyse.
Akşamları durum daha vahim bir hal aldığından ne blog okuyabiliyor, ne yazı yazabiliyorum.Gelelim bu satırları nasıl yazabildiğime.
Efendim, görev yaptığım ilçede bugün kar tatili varmış.İşin kötü tarafı bunun haberini, okula varmamıza 100 metre kala almamız.
Sen kalk arabayı çalıştır.Isıtacam diye hal ol.Yoldan arkadaşlarıda topla ve okula varmaya çok az kala, telefonun çalsın.Diyaloğa bakın...
Telefondaki ses (Bu arada sesin sahibi, müdür yardımcımız olurlar...
)
-Hocam neredesiniz şimdi?
-Köyün girişindeyiz hocam.
-Hadi yaa...
(İç ses: Ahanda korktuğum başıma geliyor zaar.Kesin tatil...Sen misin yol boyu, öğretmenlerle kar tatili olur mu acep, muhabbeti eden.Al sana, kar tatili...)
-Ya hocam, bize de şimdi haber geldi.Bugün okul tatil.
(İçses: Buyur burdan yak...Hani cemre düşmüştü yaw.Birer hafta arayla 19-20 Şubat'ta havaya, 26-27 Şubat'ta suya ve de 5-6 Mart'ta da toprağa düşecekti.Yok arkadaş, bu devirde ne küçüğün büyüğe, ne de iklimin cemreye saygısı kalmış...Al sana kar, al sana kar tatili...
)
-Yapma ya.Neyse, biz dönüyoruz o halde.
-Tamam hocam...Yağış bu şekilde devam ederse, yarın da tatil olabilir.Biz sizi haberdar ederiz.
-Tamam hocam.
Bahtsız bedevilik bu mudur?
Bence budur.
Lakin kar altında kapanmak üzere olan yollarda o kadar yol alıp, derse giremediğimemi yanayım; bir günlük ek dersimin yandığına mı, karar veremiyorum.Neyse madem illa üzülecem, ikisine birden üzüleyim...
İşin kötü tarafı, yarının tatil olup olmayacağı da belli değil ve umarım bugün gibi yarın da okula varınca durum netlik kazanmaz...
(7) Yorum yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa |1/44|Sonraki Sayfa>>





