Ne gündü ama...
Vay be, blogda post yayınlamayalı bir ay olmuş...
Gelip görmeyeli, görüp yazmayalı blogcuyu, gelişim ötesi bir değişim geçirmiş gördüm ve gayette mutlu oldum. Bu değişimde emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.
Oldukça şık ve modern bir tasarıma sahip olan yeni Blogcu'nun tek kusuru ise önceki panelde yer alan duygu ifadelerinin, şimdikinde yer almaması olarak görülüyor. Eski postlarda sıklıkla kullandığım bu ifadeler, yeni postlarımda artık yer almayacak, alabilemeyecek... :)
Almayacak dediysek, yazı karakteri olarakta kullanmayacağız demedik yaa... ;)
Uzun zamandır paylaşımda bulunmamış biri olarak, oldukça eğlenceli geçen günümü sizlerle paylaşmak istiyorum.
Derste, elle doğrudan daire şekli çizmekte zorlanan bir öğrencim her defasında daire yerine, Amerikan futbol topu gibi bir elips şekli çiziyordu.
Ben, " Bak olum, olmadııııı. Amerikan futbol topu gibi bir şekil çizdin yaaa. Bizim futbol maçlarında oynadığımız top gibi, yusyuvarlak çizeceksin. Hani sınıfa siz oynayın diye para toplayarak aldığımız türden olsun..." dedim.
Öğrencim, bi Amerikan futbol topu daha çizdi. Sildi. Bi tane daha çizdi, yine sildi.
Bense kendimi daha fazla tutamadım. "Olum, sen Amerikalı mısın ya? Silip silip Amerikan futbol topu çiziyorsun." deyince, öğrencimin cevabı gayet beklemediğim türden oldu.
Yooo örtmenim. Ben Bayburtluyum. Valla bak. Buraya Bayburt'tan geldik. Hem orada top yok ki. Ne zaman bakkala top almaya gitsek, bakkal yok diyor..." oldu..:D
Bu cevap karşısında kimde can kalır. Katıldık gülmekten.
Neyse çizme silme çalışmaları sonucu; Amerikan Futbolu topu önce yumurtaya, ardından daireye döndü. Böylece özelde öğrencim ve ben, genelde ise tüm sınıf huzura erdik... ;)
Yine bugün, rehberlik dersindeyiz ve konumuz, zorbalık.
Ön bilgilerini tespit etme amaçlı olarak, "Çocuklar daha önce zorbalık diye bi kelime duydunuz mu?" diye sordum. Baktım benim sınıfın canavarlarından biri gayet istekli bir şekilde parmak kaldırıyor. Daha fazla bekletmeden yanıtını alayım diye "Söyle bakalım olum. Zorbalık nedir?" diye sorumu yineledim.
Benim canavarın cevabı, "Denizde zor durumda kalmış balıktır öğretmenim" oldu. Ben bir taraftan, "Nasıl yani ya? Balık zaten denizde yaşar. Niye sadece balık? İnsan denizde zorda kalamaz mı?" şeklinde muhtelif ebat ve çaplarda soru işaretleri, ünlem ve bilimum noktalama işaretlerini yerine oturtmaya çalışırken, benim canavar "Tabi öğretmenim, ZOR BALIK denizde zor durumda kalmış balıktır" diye yineledi. Zor ve balık kelimelerine vurgu yapmasıyla benim jeton düştü ya, neyse... :)
Olayı anladığımda bir kere daha koptum. Nasıl bir gülmedir ama, sormayın gitsin. Haa, bu arada sınıfta gülmeye başladı. Yalnız benim gülmeme mi, yoksa arkadaşlarının yanıtına mı gülüyorlardı, orayı pek anlayamadım... :p
Neyse efendim, ders çıkışı doğru eve geldim. Evden doğru bankaya yollandım. Bankaya giderken bizim apartmandan yaşlı, sevimli bi teyzemiz var. O da elinde pazar arabası ile pazardan geliyormuş. Aradaki muhabbetse, ayrı bi film.
Ben: İyi günler teyze.
Teyze: İyi günleeeer... Nereye böyle?
Ben: Nolsun, bankaya borç ödemeye gidiyorum.
Benim yanıt, kulaktan kulağa oyununda başta söylenen kelimenin, sonda bambaşka çıkması gibi sonda Bozüyük'e gidiyorum olarak çıktı.
Teyzenin karşılığı, "İyi git bakalım. Bozüyük güzel yerdir. Orada birçok şeyi bulursun." oldu.
Baktım teyze yanlış anlamış. "Duymadın herhalde teyze" diyerek moralini bozmakta istemediğimden, "Tamam teyze, ben artık gideyim, sana iyi günler dilerim" dedim.
Teyze de bana iyi yolculuklar diledi. Böylece bankaya olan yürüyüşü içüüüün, iyi yolculuklar dilenen ilk kişi olarak, tarihe geçmiş oldum. :D
Hakikaten ne gündü ama... :)))
(4) Yorum yaz! Bağlantı
Nihayet okullar açıldı ve merhaba servisli günler...

Okul öncesi ve birinci sınıflar, bir hafta önce oryantasyon eğitimine başlamış olmalarına rağmen, ilk ve orta öğretimde dersler 24 Eylül perşembe günü başladı.
Yeni okul müdürümüzün görevine başlamış olması, iki sene üst üste birinci sınıfları okuttuğum okulumda nihayet ikinci sınıfları okutacak olmam, öğle yemekleri için bir firmayla anlaşacak olmamız yanısıra, bu sene okula servisle gidip gelecek olmamız gibi farklılıkları bir arada yaşıyorum. Hoş servis hususunda diğer öğretmenler için durum pekte farklı sayılmaz; fakat ben bu sefer şoförlükten, yolculuğa dikey inişe geçtim.
07:30'lara kadar rahat içerisinde uyuduğum, 08:05 gibi evden çıkıp, okula rahat rahat yetiştiğim ve yetiştirdiğim günler artık geride kaldı. Artık 06:30'da kalkıp servis güzergahına kadar yürüyecek, bir saati aşkın bir Eskişehir gezisinden sonra okula ulaşabileceğim.
Olsun ama, böylece arabam sadece bana ve aileme kalacak. Karda kışta kıyamette, buz pistine dönen yollarda, hergün 70 km yol yapmak zorunda kalmayacağım. Çalıştı çalışmadı, amanın arkadaşlarda benim yüzümden yolda kalır mı acaba stresine son.
Hoş arkadaşların çoğu şimdiden, servisin Eskişehir'de fazla dolaştığı ve eskisi gibi özel arabayla gidip gelmenin daha iyi olacağından dem vurmaya başladılar; fakat bunun bir intibak dönemi olduğu, sistemin oturur oturmaz bu tip huzursuzluk ve konuşmaların da sona ereceğine inanıyorum. Umarım haklı çıkarım.
Keza, ilk gün tam bir kaostu. Servisin tam güzergahını bilmeyen öğretmenler yanlış istikamette bekleyince, farklı mevkilerde ikamet eden öğretmenlerin alınması da, yola devam edilmesi de tam bir komedi oldu.
Hele bir öğretmen arkadaşı gidiş güzergahımızda göremeyince, belki biraz daha ilerdedir diye ilerlememiz, çalan telefonla onun çok geride kalmış olduğunu öğrenmemizle geri dönüşümüz, görülmeye değerdi doğrusu.
Öğretmen arkadaş: Hocam neredesiniz?
Ben:Ya Enveriye istasyonu girişindeyiz.
Öğretmen arkadaş: Orası neresi ya?
Ben:
Nası anlatılır ki? İstasyon girişi işte....
Öğretmen arkadaş: Ben ..... şuradayım.
Ben: Hımmm tamam hocam, şu anda dörtlüleri yakmış ve geri geri gelen bir minibüs görüyor musun?
Öğretmen arkadaş: Ne? Neden geri geri geliyorsunuz? Yok görmüyorum.
Ben: Hadeeee...
Derken baktık geri geri gitmeyle yol bitmiyor. Burnu o istikamete verdik ve öğretmen arkadaşı beklemesi gerekenin aksi istikametinde beklerken gördük. Bir U dönüşü daha yaparak yola devam edebildik.
Kazağı otomatik kapıya sıkışanı mı ararsınız, ya şoför bey şu arkadaşı unuttuk diyeni mi? Beni şurada indirir, buradan alırsanız daha iyi olacak diyenlere şoförün, "Hocam ev adresinizi verin, kapınıza kadar götüreyim isterseniz." diye tatlı sert çıkışmasıda, sitkom sahnelerine benzer anlar yaşamamıza yol açtı.Bizim okulun öğretmenleri, öğrenciler tam sıraya geçerken okula yetişebildi; fakat ilçeye giden lisenin öğretmenleri için durum hiçte iç açıcı değildi.
Dönüş sırasında ise bizim okuldan bir öğretmeni bırakacağımız yerin giriş yolunu geçince, nedense kabak yine benim başıma patladı. (Okulun günah keçisimiyim neyim...)
"Hocam niye hatırlatmıyorsun" denmesi üzerine "Ya hocam ben zaten standby konumundayım. Neyi hatırlatayım yaaa..." sözleri ağzımdan çıktııııııııı, gitti. Öyle ya, eskiye göre bir saat daha az uyumuş ve üstüne üstlük, bizim okulun öğretmenlerinden uzak bir koltukta oturmak zorunda kalarak tüm konuşma isteğini yitirmiş, eski şoför yeni yolcudan da bundan fazlası beklenemezdi sanırım.
Neyse, bu benim için bir intibak dönemi ve öğretmen arkadaşlar her ne kadar inanmasada, bu dönemi de başarıyla atlatacağımdan eminim.
Bu ve bunun gibi olaylar, hayatımıza renk katacağa benziyor ya, Allah'tan hayırlısı. Kazasız belasız gidip geliriz inşallah...
Uzun lafın kısası, 2009-2010 eğitim öğretim yılı tüm öğretmen, öğrenci ve velilere hayırlı olsun efendim...
(11) Yorum yaz! Bağlantı
Temmuz ayını seviyorum yaaa...
Gündüzleri o kadar sıcak oluyor ki, evin serinliği yanında, dışarının kavurucu sıcağı, bana hiç cazip gelmiyor diyebilirim.Eskişehir ikliminin en güzel yanı, güneşte çok sıcakken, gölgede serin serin oturabilmek olsa gerek.
Hele birde, camlar açılıp karşılıklı serin bir esinti sağlanmışsa, fonda çalan güzel ve dinlendirici bir yabancı müzik eşliğinde, ister kitap oku, ister resim yap, istersen bloglar arasında sörf yap...
Ha resim çizmek demişken, tatil psikolojisinin ve yan gelip yatmaktan sıkılmanın yan tesiri olarak, karakalem karalamaları sezonunu açmış bulunuyorum. Yanda bugün yapmış olduğum son çizim görülmekte olup; diğer çizimlerimi görmek isteyenleri, mgurdal.blogspot.com adresli, bloguma bekliyorum.
Bizde teklif var, ısrar katiyyen... Ona göre...
Bu arada, Pardus'un 17 Temmuz'da çıkacak olan, kararlı sürümünü bekleyemedim ve 2009 Beta sürümünü yükledim. Görsel olarak 2008'e göre oldukça farklı; fakat siz siz olun, sorunsuz bir Pardus için, kararlı sürümün çıkışını bekleyin. Neticede şu anda Pardus FTP sunucularından indireceğiniz 2009 RC1, Beta'ya göre daha gelişmiş bir sürüm olsa da, nihayetinde o da bir deneme sürümü.
Ha yok ben hata verse de razıyım. Hata bildirimi yoluyla, 2009 sürümünün geliştirilmesine katkıda bulunmak istiyorum diyorsanız, hiç vakit kaybetmeden indirin o halde...
Pardus 2009 kararlı sürümünün çıktığı gün, aynı zamanda benim de doğum günüm.
19 Temmuz'da, tüm kapalı alanlarda sigara yasağı başlıyor.
27 Temmuz'da ise, biricik kız kardeşim evleniyor.
Daha ne olsun?
Ha bir de bu ay içinde, motorlu taşıt vergilerinin (MTV) ikinci taksidinin ödenmesi gerek ya, o kadar kusur kadı kızında da olur.
Temmuz ayını seviyorum yaaa...
(12) Yorum yaz! Bağlantı
Son bir kaç günüm...

Yoğun bir gündem içerisinde debelenirken, bloglarını ihmal eden ve bu ihmalden dolayı bir huzursuzluk duysa da blog yazmamayı tercih eden bir blogcu olarak, Ferzan'ın "Sayın Hocam, nerelere kayboldunuz?" sualine yanıt olarak, bu satırları tuşluyorum.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerinin, olumsuz hava şartları nedeniyle iptalinden sonra, akşam ki haberlerde, Stadyumda soğuktan titreyen ve hatta ağlayan çocukları görünce, "iyi ki bizde kutlamalar iptal edilmiş yaaa" demeden edemedim.
24 Nisan günü ise, genel olarak il içi atamalar için Eskişehir'de ki okullar arasında tercih yapmakla ve sözde Ermeni soykırımını anma günü hakkında, ABD başkanı Obama'nın iki tarafı da kırmamak adına yaptığı, nabza göre şerbet veren konuşmasının, öncesi ve sonrası hakkında ki yorumları izlemekle geçti.
25 Nisan günü ise, internette yağışlı görünmesine rağmen, günlük güneşlik bir gündü. Çocuk Bayramı kutlamaları, gecikmeli de olsa, öğrencilerimizin istek ve gayretleri ile başarılı bir şekilde atlatılabildi. Yumurta yarışını, benim 1/A sınıfından, Süleyman adlı öğrencimin kazanması da, ayrı bir hoşluk oldu.
Gecikmeli bayram kutlaması sonrası, kısa süreli bir şekerlemenin ardından, havanın güzel olması da fırsat bilinerek, Kentpark, İsmar, Sazova ve Neo dörtlüsü ziyaret edildi. Bu vesile ile gerekli gezi, D vitamini depolama ve yemek yeme etkinlikleri icra edildi.
Bugün ise ailecek mezarlık ziyaretine gittik.
Mezarlık dönüşü, kardeşimin marş basmayan arabasına, alınan takviye kablosu ile kurtarma faliyeti gerçekleştirildi.
İl içi tayin taleplerinin kabul edildiği 20-29 nisan döneminde oluşumuz nedeniyle, okul adresleri ve internet sitelerinde ki görüntülerinden belirlediğim 5 merkez ilçe okul tercihimi, şu an itibariyle, internet ortamında, atama müracat formuna işleyerek gerçekleştirmiş bulunuyorum.
Haydi hayırlısı...
(4) Yorum yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa |1/8|





