Kendiyle barışık olmak...

Eski gazeteci, fedakar anne ve blogcu arkadaşım, Sihirli yazılar, bir önceki postumdaki yorumunda, düşüncelerimi paylaştığım postlarımı daha çok sevdiğini yazmış. Madem öyle, işte böyle...

Bugünkü konum, "kendiyle barışık olmak" ya da "Kendini sevmek..."

Bu deyimi duymayanımız yoktur. Kendiyle barışık olmayı, kendiyle ve çevresiyle sürekli savaş halinde olan, moral bozucu, negatif, zayıflıklarla alay eden, kendi gülmediği için gülene ve eğlenene tahammül edemeyen kişilerin çoğunlukta olduğu ortamlarda yaşarken; pozitif, kendini seven ve kendiyle birlikte başkalarına da saygı duyan kişiler için kullanılan, özlemini çektiğimiz, bir ruh hali olarak tanımlayabiliriz.

Kendiyle barışık yaşam sürmek isteyen birçok kişi, bu hedefe ulaşabilmek için farklı yollar izler. Kiminin parayı, kimininse evliliği olmazsa olmaz olarak gördüğü bu durumda, kendini sevmeyi öğrenebilmek için NLP, yoga tarzı uzakdoğu felsefelerine özenenlenler olduğu gibi, "Önemli olan BENİM... Benim isteklerim." "Kendi mutluluğum herkesten ve herşeyden önde gelir" gibi egoist bir psikoloji içerisine girenlerin sayısı da oldukça fazladır...

Kendiyle barışık insan nasıl olur?

Şüphesiz bunu anlamanın en iyi yolu, bireyin kendine ve başkalarına karşı tutum ve davranışlarını gözlemlemekten geçer.

Gerek aile, gerekse diğer sosyal ortamlarda, her bireyin yapmış olduğu gözlem, yılların vermiş olduğu bilgi birikimi ile yoğrulduğunda, ortaya deneyim çıkar.

Yıllardır öğrenci davranışlarını gözlemleyen, ilgili gözlem formlarını doldurarak, öğrencilerine ve onlar hakkında velilerine, gerekli rehberliği yapmaya çalışan bir öğretmen olarak, birbirinden farklı kişilikteki meslektaşlarla çalışmayı her zaman için büyük bir zenginlik olarak görmüşümdür. Nitekim olumsuz karakterler görülsün ki, olumlunun değeri bilinsin değil mi ama...Kararsiz

İnsan sarrafı olduğumu söyleyemem. Lakin uzun süre aynı ortamı paylaştığım kişilerin hangileriyle mesafeli olunması, hangilerinden uzak durulması, ayrıca hangileriyle iyi arkadaş olunabileceğine dair doğru kararlar verebildiğime inanırım. Bir insanı uzun vadeli tutum ve davranışlarıyla değerlendirmeyi, kısa süreli değerlendirmeye göre daha gerçekçi bulurum. O yüzdendir ki iyi arkadaş olunabilir diye nitelendirdiğim bir kişinin yanlış bir tutumu, beni ziyadesiyle kırar. Bu durumu o anki haleti ruhiyesine versem de, benzeri bir duruma onun da düşmesini sağlayarak, empati kurması için imkan sağlarım. Haaa, tabi bu hareketi şu hareketine istinaden yaptım diye ifade etmeyi de unutmam. Aksi halde arkadaş olarak nitelediğim kişiyle kalıcı küslük gelişebilir ve elbette ki bu durumu asla istemem. Nitekim arkadaşlarımla küslüğüm uzun sürmez. Küsmüşsem de, o kişiye arkadaş denmez.

Bu hareket tarzımın, faydasını gördüm mü?

İlla ki...

Faydasını görmediğim durumlarda da, arkadaş olarak nitelediğim kişi ile ilgili olumlu ön nitelemelere format çekmeyi, kredisini eksiye döndürerek arkadaşlık hesabını silmeyi bir borç bilirim. İlerleyen dönemlerde konuşsamda bu genellikle ortam ve şartlar onu gerektirdiği, benden ziyade karşı taraf adım attığı için olur...

Kendimden ve çevremdeki kişilerden gözlemlediğim kadarıyla, kendiyle barışık olmayan insan için, yalnızca kendi egosu ve istekleri vardır. Onun için başkalarının duygu ve düşüncelerinin zerre kadar değeri yoktur. Bu tip kişiler, sadece kendi istekleri yerine getirildiği zaman mutlu olurlar. Aksi halde ise bu durumdan mesul gördükleri kişinin burnundan getirmeyi, ona dünyayı dar etmeyi maharet sayarlar. Böylelikle bir daha ki sefere karşısındaki kişi ayağını denk alacak, aynı olumsuz duruma düşmemek için istenilen şekilde hareket edecektir.

Haaaa, bir de olayın psikolojik baskı boyutu vardır. İstedikleri olmadığında karşısındakinin zaaflarıyla alay etmeyi, onu aşağılamayı, bu durumunu onun başına kakmayı bir meziyet sayarak, "aman bana bulaşmasın, şunun suyuna gideyim" şeklinde bir tavır takınmaya sevk edenlerin sayısı da, az değildir.

İstekleri olmadığında, olayı kaba kuvvet kullanımına kadar götüren ve genellikle erkeklerde görülen bir diğer durum da, yine kendiyle barışık olmamanın doğal bir sonucudur. Muhattabına, "Güçlü olan benim. Ben ne dersem o olur." mesajı veren bu hareket tarzı, kalbe dayalı sevgi ve saygıdan ziyade, korkuya dayalı saygıyı esas alır. Dolayısıyla korkulacak durum ortadan kalktığında, görülen saygıdan eser kalmaz.

Kültür seviyesi düşük veya yüksek olsun, içerisinde yaşamış olduğumuz toplumda sıkça gördüğümüz, kendiyle barışık olmayan insan tipi, başkalarına karşı sergilemiş olduğu agresif tutumlarla kolaylıkla farkedilir.

Kendi eksiklerini görmeden, başkalarının arkasından atıp tutmalarıyla da dikkatleri üzerlerine çekerler... Oysa ki kendiyle barışık insan, dedikodu yapmaz. Yapandan da, yapılan ortamlardan da uzak durmayı tercih eder. Nitekim, bu karakterdeki kişilerin, acımasızca hakkında atıp tuttuğu kişi gibi, yeri geldiğinde kendi hakkında da atıp tutacağını bilir.

Kendiyle barışık olmayan bir diğer insan tipi de, kendini unutup, başkalarının kulu kölesi olma yolunu seçer. Sahip olmadıkları ekonomik özgürlükleri, aile desteği, bilgi ve yeteneğin farkında olan, bu farkındalığın verdiği eziklikle, ihtiyaç duydukları saygı ve onayı, kendilerini adadıkları bireylerden karşılamayı uman bu kişiler, kendilerine söylenen herşeyi emir telakki ederler. Karşılarındakinin onayı ve taktiri ile kendilerini mutlu sayarlar. Bu bağlamda yapmış oldukları eylemin, kendi duygu ve düşüncelerine uygun olup olmadığı pek önemli değildir. Onayını bekledikleri kişi mutlu olsun yeter...

Uğrunda kendi olmaktan vazgeçtikleri kişi ise, çıtayı her defasında daha yükseğe taşır ve yapılanlar da zaten yapması gerektiği için yapıldı şeklinde algılandığından, teşekkür edilmediği gibi, yapılmadığında da yapmayandan kötüsü olmaz. O yüzden de zaten ezik bir psikolojiye sahip olan bu kişi, layık olabilmek için kendini paralar durur. Ayrıca azar işitmedim ya da benimle dalga geçmedi ya, bana bu da yeter diyerek, kendi çapında mutlu olur. Ne kişilik ama...Üzgün

Toplumda kaçırılmaması ve mutlaka evlenilmesi gereken kişiler olarak görülen bu ezik tipler, karşı tarafı uzun süreli mutlu edebilir mi?

Tabi ki hayır... Ha, kişi kişiliksizliği artı hanesinde görüyorsa, o ayrı...Sasirmis

Kendiyle barışık olmayan kişi, su üstünde amaçsızca sürüklenen bir yaprak gibidir. Akıntı onu nereye götürürse, oraya gider.

Oysa ki kendiyle barışık insan... :

Bulunduğu kişilikten, olduğu yerden ve sahip olduklarından mutludur.
Sahip olduklarıyla mutlu olarak ilerlemeyi amaçlar. Anlamsız hedefler peşinde koşmaz ve ayakları yere basar.

Duygu ve düşüncelerine uymayan bir durum karşısında, gerekirse hayır diyebilir.

Kendine değer verdiği kadar, çevresindeki insanlara da değer verir. 

Yalnızca kendine saygısı olan insan, kendine ve başkalarına iyi davranır. Tabi, burada iyi davranmadan, menfaati onu gerektirdiği, kendi istekleri yerine getirildiği için kısa süreli iyi davranma değil, aksine sevdiği, olması gereken o olduğu için, uzun süreli iyi davranma kastedilmektedir.

Açık aramayan, açık arandığı taktirde, kendinin de nice açıklarının olduğunu bilen insandır.

Kendini dünyanın merkezinde görmeyen, diğer insanların da sadece onun mutluluğu için var olduğu gibi egoist bir tutum içinde olmayan insandır.

Sanatla ve sporla uğraşan, bu yolda kendini ve çevresindekileri geliştirmek için çaba sarf eden insandır.

Kendinin ve çevresindekilerin sağlıklarına saygı gereği, zararlı alışkanlıkları olmayan insandır.

Yemek, su, barınma, emniyet, sevgi, saygı, başarı ve hedeflere ulaşabilmek gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilen, kendini mutlu eden işlerle uğraşan, kişilerle birlikte olan, gönlünce bir aileye sahip olan insandır.

En olumsuz durumda bile, olumlu bir yön bularak mutlu olmasını ve çevresindekileri mutlu etmesini bilen, ilişkide bir mutsuzluk varsa eğer, tek sorumlunun karşısındaki olmadığını, onun kadar kendisinin de hatalarının olduğunu kabul edecek kadar, olgun olan insandır.

Kendiyle barışık insan, değişikliklere ve kendini geliştirmeye açık insandır. Hoş "Ben değişemem. Değişmek ve kendimi aşmak istemem." diyen insanları görsekte, rahatlıkla inandırıcılıklarından şüphe etmeniz gerektiğini söyleyebilirim. Nitekim, hayata değişmeyen tek şey değişimdir ve değişimin parçası olan insanın, değişime kalben ve ruhen karşı olması imkansızdır.

Değişim isteğine karşı çıkan kişilerin gerekçeleri ise, ya aile ve toplum içerisinde, saygın konumlarını yitireceklerine inanmaları (karizmayı çizdirme inancı), ya da kendine bile yalan söyleyebilmekteki başarılarıdır...

Son zamanlarda, Kanal D de yayınlanan "Kocam Size Emanet" adlı yarışmayı seyrediyorsanız eğer, "Yok arkadaş ben bunu yapmam. Bu bana ters..." diyen kişilerin söyledikleri ile , orada bulunma nedenleri arasındaki tutarsızlık net bir şekilde görülecektir. Değişime açık olan bireylerin, daha eğlenceli ve mutlu oldukları ve muhtemel ki başta kendileri olmak üzere, eşlerini de daha mutlu edecekleri, yadsınamaz bir gerçektir.

Evet gelelim benim kendimle barışık olup olmadığıma...

Çoğunlukla kendiyle barışık olmayan kişilerle dolu ortamlarda bulunan biri olarak, belirlemiş olduğu hedeflerin büyük bir kısmına ulaşmış; fakat her bakımdan uyumlu ve mutlu bir evlilik özlemi duyan bir kişinin, olabileceği kadar kendiyle barışık biriyim...

Kendiyle barışık bireyler olabilmek adına önemli adımlar atıp, olumlu sonuçlar elde eden, kendini seven, mutlu bireyler olmak dileğiyle...Göz Kirpiyor

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !