Atlantis

2010-01-14 01:35:00

Kitap Adı: Atlantis Yazarı: Andy McDermott Hakkında birçok kitap yazılan Atlantis, ister tarihin derinliklerinde kaybolmuş bir efsane, isterse bir zamanlar varolmuş kayıp bir medeniyet olsun; insanlık belleğinde yer ettiği müddetçe, hakkında yazılan kitaplarda cazibesini koruyacak sanırım. Oldum olası, insanda merak uyandıran, gizem, macera ve aksiyon içeren, insanı sıkmayan kitapları okumayı sevmişimdir. Atlantis, bu tür kitapları okumaktan zevk alanların, severek okuyacakları güzel bir kitap. Tehlike dolu maceralar, beklenmedik olaylar ve entrikalarla süslenerek insanı heyecandan şaşkınlığa, korkudan aşka sürükleyen, 495 sayfalık bir roman. Kitabın arka kapağında ise şu ifadeler yer alıyor. "KAYIP BİR MEDENİYET, TEHLİKELİ BİR MACERA, ÖLÜMCÜL BİR SIR. Efsanevi Atlantis, tarih boyunca birçok insanın keşfetmek için uğraştığı bir yer olmuştur. Bunu arkeolog Nina Wilde'dan daha iyi kimse bilemezdi. Yıllar süren çalışmalarının ardından Atlantis'in yerini keşfettiğine inanıyordu. Nina iddiasını kanıtlamak üzere, kendisini hiç beklemediği bir maceranın, tuzaklarla dolu bir kovalamacanın içinde bulacaktı. Ancak kayıp ülkenin bulunmasını istemeyenler de vardı. Selasphoros Kardeşliği adında gizli bir örgüt, Nina ve ekibini durdurmak adına, elindeki her türlü olanağı seferber edecekti. Çünkü Atlantis'te var olan ve yanlış ellere düşmesi durumunda, medeniyeti sonsuza dek yok edebilecek ölümcül sırrı yalnızca bir kişi biliyordu. Brezilya'nın balta girmemiş ormanlarından Tibet'in dağlarına, Mathattan sokaklarından, Atlantik Okyanusu'nun derinliklerine uzanan, tehlikeli bir macera. Atlantis, soluk kesen temposuyla yılın en heyecan verici romanı." Kitap hakkında, benden size bir tüyo. Gerçekler hiçte zannettiğini... Devamı

Güneş ışığı ödülü

2010-01-10 13:53:00
Güneş ışığı ödülü |  görsel 1

Duygu, fikir, yaşantı ve üretilen eserlerinin paylaşım mekanıdır bloglar...  Orada, entellüekteldir paylaşımlar çoğunlukla. Blog arkadaşının ne fiziksel özelliği, ne maddi durumu, ne de sosyal statüsüdür önemli olan. Paylaştıklarındır bir blogu blog yapan... O yüzden de kişiyi sanalda olsa sosyalleştiren, üretmeye, paylaşmaya ve empati yapmaya yönelten bir vasıtadır aslında. Kişiyi geliştiren, değiştiren, ilerleten türden bir vasıta... Blogcu arkadaşlarımdan Sihirli yazılar tarafından, "Güneş ışığı" ödülüne layık bulunmuşum. Ne ala... Güneş ki ısı ve ışık kaynağı, güneş ki dünya da hayatın memba-ı... Yol gösterebiliyor, yardımcı olabiliyorsam özelde kendime genelde okurlarıma, ne mutlu bana. Sanal ve harbi dostlukların, sanal ve içten hediyelerini alırken, paylaşımlarımın beğenildiğini, insanların duygu ve fikir gelişimlerine katkıda bulunduğumu düşünmek gibisi var mı ya? Gönül dolusu teşekkürler, Sihirli yazılara ... Ödül gereği ben de bu ödülü 12 kişiye vermek durumundaymışım. Uzun zamandır blog ortamını ihmal ettiğimden, kendimi bu sayıya ulaşmak için zorlamaya hiç mi hiç niyetim yok vallaha... Nitekim gerçek hayatta olduğu gibi sanal alemde de dostlukların az ve kaliteli olanından yanayım evvela. Blogumu ve blogcu arkadaşlarımı ihmal ettiğim şu dönemde, internete girdiğimde mutlaka ziyaret ettiğim blog sayısı istenenin ancak yarısını buluyor ve bu blogcu arkadaşlarımsa aşağıda arzı endam ediyor... Ödülümü kabul ederlerse ne ala... Hakan Can Bekriya Ferzan Ebruli Kelimelerin ahengi Anayol çıkmazı ... Devamı

Hayatın anlamı

2010-01-06 01:33:00

Hayatın anlamı... Ne iddialı başlık ama. Okyanus kadar büyük, aynı zamanda bir akvaryum kadar küçük... Çınar ağacının ömrü kadar uzun, bilemedin bir kelebeğin ki kadar kısa... Bloglardan birinde, yaşlı bir adamın resmi üzerinde... "Bir zamanlar liseyi bitirip, üniversiteye gitmek için ölüyordum; Sonra ölüyordum, üniversite bitsin, işe başlayayım diye! Derken, evleneyim çocuklarım olsun diye ölmeye başladım... Çocuklarım oldu, ölürüm onlar için diye düşünmeye başladım. Büyüsünler, iyi yetişsinler diye ölümüne çalıştım. An geldi, ölürüm arkadaş emekli olmak için dedim kendi kendime... Şimdi artık gerçekten ölüyorum. Ve birden farkına vardım ki, yaşamayı unutmuşum!!!   Ne olur, sende kendine yapma bunu! Yaşadığın her anın kıymetini bil, Her günün keyfini çıkar...   Hey! Arkadaş! Para kazanmak için sağlığımızdan oluyoruz... Sonra da sağlığımızı geri kazanmak için paramızdan... Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp, Hiç yaşamamış gibi ölüyoruz..." yazıyordu orada... Hiç yaşamamış gibi ölüyoruz. Kulağa ne kadar da etkileyici geliyor değil mi? Oysa ki hiç yaşamamış gibi ölmüş olma hissi, insanın doyumsuzluğundan öte nedir ki? Yetmiş yıl yaşasak bir yetmiş yıl daha isterken; geçmişe dönüp baktığımızda ne de çabuk geçti onca yıl demez miyiz, her daim? Hiç yaşamamış gibi ölmemek için ağustos böceği gibi her gününün tadını mı çıkarmalı hayatın, yoksa ardımızda eserler bırakabilmek mi olmalı tek amacımız? Aslında daha verimli olmak için dinlenip eğlenirken, eğlenip hayatın tadını... Devamı